Vietnam şapka kaskım ve güneş gözlüğümle başladım, aynı tshirt ve şortla günü bitirdim. Sele altında lastik tamir spreyim, yedek sigortalarım, yedek tshirt, küçük bir çanta vardı. Hava güneşli, sıcak, az rüzgarlıydı.
Buradan Meryem Ana Evine gittim. Bu 3 dinde ortak hikaye sahiden. son yıllarını burada geçirdiğine inanılıyor. Virajlı, orman içi, cırcır böceği sesleri içinde bir yolun sonunda ulaşılıyor. Çok mamur, iyi bakımlı, huzurlu, sessiz bir ortamı var. Hediyelik eşya, cafe, tuvalet, jandarma asayişi sağlanmış. Uygun bir kılıkla ziyaret rica ediliyor, içeride Hristiyanlar hacı oluyor, küçük şapelde saygıyla ve sessizce, fotoğraf çekmeden dua ediyorlar. Ben de bir fatiha okudum. Dışarıda açık havada küçük bir kilise hazırlanmış. Mum yakmak için alev-rüzgar muhafazalı sunaklar (orman yangını riski var) düşünülmüş. Su kaynağı var, içme suyu akıyor. Kudüs'teki ağlama duvarı benzeri bir duvar oluşmuş, her dinden ziyaretçi dileğini, duasını bir kağıda yazıp diğerlerinin arasına sıkıştırıyor. Bana iyi geldi, serin ve huzurluydu.
Şimdi sıra Efes Antik Kentinde....
Selçuk içindeki Efes Müzesini sunum ve ortam olarak çok beğendim. Müzekartla ücretsiz girdim. Cafe ve hediyelik reyonu güzeldi, tuvaletlerdeki erkek-kadın ikonları bile Efes dönemine göre seçilmişti :) Eserler güzel sergilenmiş, numaralanmış, bilgi verilmiş, kronolojik sıra takip edilmiş ve ayrıca Efes ören yerindeki bölümlere göre sınıflanmış. Bir kısmı açık havada müze avlusunda sergileniyor. Artemis tapınağından bulunan eserlerin sergisi etkileyiciydi. Burayı görmeden Efes Ören yeri anlaşılmıyor.
İsa Bey Camiinde öğle namazımı kıldım, anladığım kadarıyla kiliseden devşirilmiş bir camii. İçerideki görevlinin kendi gayretiyle Kur'an tercümelerini hazır bulundurarak yabancılar için İslama davet çabasını takdir ettim.
Artık keyif zamanı, ver elini Şirince! Dolambaçlı, orman içi bir yoldan sonra köye geldim. Turist kaynıyor. Teyzeler oturdukları yerden tezgah bekliyor, soranlara cevap veriyor, laf yetiştiriyor. Yol boyunca dalından kendin toplayacağın şeftalilerin bir kasası sadece 8 TL. Köyün en manzaralı, en havalı yerinde St.John Baptist Kilisesi var. İçi güzel ışıklandırılmış, bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor, serin, huzurlu bir yer. Bahçesinde Tayland usulü dondurma satılıyor, dilek havuzu var. Elbette adım başı köy imalatı meyveli şarap tadım noktaları var, ben karadutlusunu sevdim, şişesi 35 TL. Dönüş yolunda vadinin üzerinden geçen ZipLine adrenalin sevenlerin mutlaka ilgisini çekecektir!
Şirince' deki Nesin Matematik Köyüne de gittim, bozuk satıhlı bir yoldan bir süre gidince ulaşılıyor, bazılarının söylediklerinin aksine bence sıcakta yürünemeyecek kadar uzun bir yol. Giderken kızlar Vespa için otostop çektiler, birlikte gülüştük, 30 sene önce olsa alırdım!! Nesin köyü doğal ortamında, ölçülü bir medeniyet sağlanmış (elektrik, kısıtlı wi-fi, su). Gençler kızlı, erkekli ve rahattılar. Ortam yurtdışındaki üniversite kampüsleri gibiydi, gençlerin şort-tshirt içinde bilgisayarda veya kara tahta başında matematik konuşmaları fantastik geldi! Etrafta uyuyanlar, tabildot yemek alanlar, sohbet edenler, hamama gidenler, açık hava amfilerde Ali Nesin ile ders yapanlar, ... çok orjinaldi. Çadırlarda, koğuşlarda kalıyorlar ve gördüğüm kadarıyla kimse şikayetçi değil. Yanlışım oksa yemek - temizlik - vb işlerde dönüşümlü olarak çalışıyorlar aynı zamanda.. Kimsenin bana "kardeşim sen kimsin, niye fotoğraf çekiyorsun?" falan şeklinde bulaşmamasını da yadırgadım..
Buradan çıkışta Torbalı' daki KEY Otomobil Müzesine gittim ancak 7 dakikayla kapanış saatini kaçırınca eli boş döndüm.
Vespa ile gezmeyi sevdim...



