26 Haziran 2026 Cuma

Stop Decorating The Fish / Yishai Ashlag, Kristen Cox / 2020 / kitap özet-değerlendirmesi

Balığı Süslemeyi Bırakmak

Stop Decorating the Fish / Yishai Ashlag & Kristen Cox / 2020 / Kitap Notları

Goldratt’ın çok sevdiğim bir sözü var:

“Her değişim bir iyileşme anlamına gelmez; ancak her iyileşme kesinlikle bir değişimdir.”

Yishai Ashlag ve Kristen Cox’un Stop Decorating the Fish kitabı, bu sözün yönetim dünyasındaki karşılığını çok güçlü bir metaforla anlatıyor.

Kitabın girişinde bir masal var. Balıklar eskiden nehrin yukarısına doğru kolayca yüzebilirken, bir süre sonra bunu başaramaz hale geliyorlar. Sorunu çözmek isteyenler balığın üzerine çeşitli giyilebilir teknolojiler, ekipmanlar ve yardımcı araçlar eklemeye başlıyorlar. Balık daha donanımlı hale getiriliyor. Daha fazla teknoloji, daha fazla izleme, daha fazla veri, daha fazla çözüm görüntüsü…

Ama balık hâlâ yukarıya çıkamıyor.

Çünkü sorun balığın üzerinde değil, sistemin akışında.

Masalın sonunda kısa ama çarpıcı bir kunduz anekdotu var. Kunduz, derme çatma bir su bendi yaparak nehrin akış hızını düzenliyor. Akış değişince balıklar eskiden olduğu gibi yukarıya doğru kolayca gidebiliyor.

Yani bir alay masrafa, veri toplama setlerine, devasa yazılımlara, kalabalık ekiplere ve gösterişli çözümlere gerek yoktu.

Sorun balığın eksikliği değil, akışın balığın hedefe ulaşmasını engellemesiydi.

Değişim mi, iyileştirme mi?

Bu masalın yönetim dünyasındaki karşılığı çok tanıdık.

Performans düşer. Teslimatlar gecikir. Kalite bozulur. Maliyet artar. Satışlar beklenen seviyeye çıkmaz. Ekipler çok yoğun çalışır ama sonuç değişmez.

Sonra “çözüm” arayışı başlar.

Yeni teknoloji alalım.
Daha fazla veri toplayalım.
Yeni strateji yazalım.
Daha çok eğitim verelim.
Organizasyonu değiştirelim.
Hesap soralım.
Daha fazla bütçe ayıralım.

Bunların hepsi değişimdir.

Ama hepsi iyileştirme değildir.

Eğer yapılan değişim, sistemi hedefinden alıkoyan gerçek engeli kaldırmıyorsa, sonuçta yaptığımız şey iyileştirme değil, sadece “balığı süslemek” olabilir.

Seductive 7: Çekici ama yanıltıcı çözümler

Kitabın en bilinen katkılarından biri “Seductive 7” tiplemesidir. Bunlar kulağa mantıklı gelen, yönetim dünyasında çok sık başvurulan ama çoğu zaman gerçek problemi çözmeyen yedi refleksi ifade eder:

Daha fazla teknoloji
Daha fazla veri
Daha fazla strateji
Daha fazla eğitim ve iletişim
Daha fazla reorganizasyon
Daha fazla hesap sorma ve suçlama
Daha fazla para

Bu yedi başlık tamamen yanlış değildir. Teknoloji de gerekir, veri de gerekir, eğitim de gerekir, para da gerekir.

Ama kritik nokta şudur:

Bunlar gerçek problemi çözüyorsa değerlidir. Gerçek problem tanımlanmadan kullanılıyorsa dekorasyondur.

Yeni teknoloji, iş problemini çözüyorsa iyileştirmedir. Problem net değilse pahalı bir süstür.

Daha fazla veri, doğru soruya cevap veriyorsa faydalıdır. Soru net değilse veri sadece gürültüyü artırır.

Yeni strateji, uygulama kısıtını çözüyorsa anlamlıdır. Aksi halde güzel yazılmış bir dokümandır.

Eğitim ve iletişim, sistemi doğru davranışı kolaylaştıracak şekilde değiştirmiyorsa sınırlı kalır.

Reorganizasyon, bozuk süreci düzeltmiyorsa kutuların yerini değiştirmekten ibarettir.

Hesap sorma ve suçlama, sistemi iyileştirmiyorsa insanları savunmaya iter.

Daha fazla para, sistemdeki iç sürtünmeleri kaldırmıyorsa israfı büyütebilir.

Gerçek soru

Kitabın bana göre en önemli mesajı şu:

Bir problem, ancak hedefe ulaşmayı engelliyorsa çözülmeye değerdir.

Bu cümle basit görünür, ama yönetim açısından çok zorlayıcıdır. Çünkü her bölümün kendi problemi vardır. Satışın problemi, üretimin problemi, kalitenin problemi, finansın problemi, planlamanın problemi farklıdır.

Ama sistem açısından her problem aynı ağırlıkta değildir.

Bu nedenle önce şu soru sorulmalıdır:

Sistemin hedefi nedir?

Sonra ikinci soru gelir:

Bu hedefe ulaşmayı bugün en çok ne engelliyor?

Bu iki soru sorulmadan başlatılan iyileştirme çalışmaları çoğu zaman hareket üretir, sonuç üretmez.

Toplantılar yapılır. Raporlar hazırlanır. Yazılımlar alınır. Eğitimler verilir. Organizasyon şemaları değişir. Herkes meşguldür. Herkes bir şey yapıyordur.

Ama sistemin ana performans açığı yerinde kalabilir.

Çünkü balık hâlâ süsleniyordur.

Küçük bendin gücü

Kunduzun derme çatma bendi bu yüzden çok güçlü bir metafor.

Bazen gerçek iyileştirme en büyük, en pahalı, en karmaşık çözüm değildir. Bazen doğru yerde yapılan küçük bir müdahale, sistemin akışını değiştirir.

Kısıtlar Teorisi’nin özü de budur.

Her şeyi aynı anda iyileştirmeye çalışma.
Önce hedefi netleştir.
Sonra hedefe ulaşmayı engelleyen ana kısıtı bul.
Sonra bu kısıtı kaldıracak en yalın müdahaleyi yap.
Kısıt değişince sıradaki kısıta geç.

Bu kadar basit.
Bu kadar zor.

Sonuç

Stop Decorating the Fish, yöneticilere kısa ama sert bir uyarı yapıyor:

Çözüm gibi görünen her şey çözüm değildir.

Daha fazla teknoloji, daha fazla veri, daha fazla strateji, daha fazla eğitim, daha fazla reorganizasyon, daha fazla hesap sorma veya daha fazla para…

Bunların hepsi değişimdir.

Ama sistemin hedefe ulaşmasını engelleyen gerçek kısıtı kaldırmıyorsa, iyileştirme değildir.

Sadece balığı süslemektir.

Bu yüzden her değişimi alkışlamadan önce sormak gerekir:

Bu müdahale sistemi hedefe yaklaştırıyor mu?

Cevap hayırsa, sorun çözülmüyor.

Sadece balık daha süslü hale geliyor.

From Crisis To Catch-up To Keep-up / Dr.Alan Barnard / 2025

Barınma Krizine Kısıtlar Teorisi ile Bakmak

Dr. Alan Barnard’ın kitabı üzerine kısa notlar

Dr. Alan Barnard, Kısıtlar Teorisi dünyasında çok bilinen bir isim. Benim için ayrıca özel bir yeri var; geçmişte TOCICO proje sınavımda jüri üyesiydi. Bu nedenle From Crisis to Catch-Up to Keep-Up kitabını sadece barınma krizi üzerine yazılmış bir çalışma olarak değil, Kısıtlar Teorisi’nin şirket ölçeğinden kamu ve toplum ölçeğine nasıl taşınabileceğini gösteren bir örnek olarak okudum.

Bu yazı kitabın kapsamlı bir özeti değil. Daha çok, kitaptan aldığım bazı notlar üzerinden TOC’nin barınma krizine nasıl bakabileceğini ve Türkiye’de deprem sonrası barınma meselesi için hangi soruları sordurabileceğini tartışan kısa bir değerlendirme.

Kitabın temel yaklaşımı yalın: Büyük sistem problemleri, her şeyi aynı anda iyileştirmeye çalışarak çözülmez. Önce tek ve ölçülebilir bir hedef üzerinde hizalanmak gerekir. Sonra bu hedefe ulaşmayı bugün en çok sınırlayan kısıt bulunur. Daha sonra bu kısıtı ortadan kaldıracak yenilik geliştirilir, kısa ve odaklı bir plan yapılır, doğru ekip mimarisiyle uygulama başlatılır. Kısıt ortadan kalkınca sistem yeniden değerlendirilir ve bir sonraki kısıta geçilir.

Bunu şöyle özetleyebiliriz:

Tek hedef → Tek kısıt → Tek yenilik → Tek plan → Tek ekip → Tekrar

Bu zincir bana göre kitabın en güçlü tarafı. Çünkü barınma gibi çok boyutlu bir problemi yüzlerce alt başlık içinde dağıtmadan ele almayı mümkün kılıyor. Arsa, finansman, ruhsat, imar, altyapı, işgücü, tedarik zinciri, kalite, hız, maliyet ve sosyal kabul elbette önemlidir. Fakat TOC açısından kritik soru farklıdır:

Bugün sistemi en çok sınırlayan kısıt hangisidir?

Her şey önemli olabilir, ama her şey kısıt değildir

Kısıtlar Teorisi çoğu zaman fabrika, proje, tedarik zinciri veya satış sistemleriyle ilişkilendirilir. Alan Barnard’ın kitabındaki önemli katkı, aynı düşünce biçimini barınma gibi çok paydaşlı bir kamu problemine taşımasıdır.

Barınma sistemi tek bir kurumdan oluşmaz. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, finans kuruluşları, müteahhitler, tedarikçiler, altyapı sağlayıcıları, vatandaşlar ve sivil toplum aynı sistemin parçalarıdır. Her parça kendi hedefini optimize ettiğinde, sistemin bütünü daha iyi çalışmayabilir. Hatta her kurum iyi niyetle kendi işini iyileştirirken, toplam akış daha da yavaşlayabilir.

Bu nedenle TOC’nin temel uyarısı önemlidir:

Yerel optimumların toplamı, sistem optimumu değildir.

Bir kurum riski azaltmak için yeni onay adımları ekleyebilir. Başka bir kurum mali disiplini korumak için ödeme süreçlerini yavaşlatabilir. Bir diğeri kaliteyi güvenceye almak için kontrol sayısını artırabilir. Her karar kendi içinde mantıklı olabilir. Ama sonuçta vatandaşın konuta erişim süresi uzuyorsa, sistemin amacı gerçekleşmiyor demektir.

Daha çok mu, daha hızlı mı, daha iyi mi?

Kitapta sistem performansı beş boyutta ele alınıyor:

MORE: Daha çok üretmek.
FASTER: Daha hızlı teslim etmek.
BETTER: Daha kaliteli ve güvenilir sonuç üretmek.
CHEAPER: Daha düşük maliyetle yapmak.
SIMPLER: Gereksiz adımları ve karmaşıklıkları ortadan kaldırmak.

Bu ayrım çok değerli. Çünkü hangi boyutu iyileştirmek istediğimizi, hangi kısıtı aramamız gerektiğini belirler.

Eğer amaç daha çok konut üretmekse, kısıt kapasite tarafında aranmalıdır. Eğer amaç daha hızlı teslimatsa, kısıt bekleme ve koordinasyon noktalarında olabilir. Eğer amaç kaliteyse, kısıt hata üreten veya güvenilirliği bozan bağlantıdadır. Eğer amaç maliyetse, en ağır maliyet kalemleri incelenmelidir. Eğer amaç sistemi sadeleştirmekse, soru daha radikaldir: Hangi adımlar hiç var olmamalıydı?

Bu bakış, kamu projelerinde sık görülen “her şeyi aynı anda iyileştirelim” yaklaşımına ciddi bir itirazdır. Her şey önemli olabilir; fakat her şey aynı anda öncelik olamaz.

Pareto’nun fraktal yorumu

Kitapta özellikle ilgimi çeken noktalardan biri Pareto ilkesinin fraktal yorumu oldu. 80/20 ilkesini biliyoruz: Sonuçların büyük kısmı nedenlerin küçük bir bölümünden gelir. Barnard bunu daha ileri taşıyor: Bu 20’nin içinde de yeni bir 20 vardır; onun içinde de bir başka 20 vardır. Böyle bakınca, bazen performans açığının yarısından fazlasını açıklayan tek bir ana neden bulunabilir.

Bu yorum TOC ile çok uyumlu. Bir sistemde yüz problem görünebilir. Gerçekten de yüz problem olabilir. Ama bu yüz problemin hepsi sistem performansını aynı güçte sınırlamaz. Yönetim becerisi, uzun problem listeleri üretmek değil, sistemi gerçekten sınırlayan ana kısıtı bulabilmektir.

Bazen daha fazla aksiyon değil, daha doğru aksiyon gerekir.

Türkiye’de deprem sonrası barınma meselesi

Türkiye’de 6 Şubat depremlerinden sonra barınma meselesi çok ağır bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıktı. Kalıcı konut, geçici barınma, altyapı, şehir planlaması, güvenli yapı üretimi, finansman ve sosyal hayatın yeniden kurulması aynı anda gündeme geldi.

Bu konuda iyi niyet, kaynak ve proje elbette önemlidir. Fakat Barnard’ın kitabı bize farklı bir soru sorduruyor:

Türkiye’de deprem sonrası barınma sisteminin bugün ana kısıtı nedir?

Bu sorunun cevabı bölgeden bölgeye değişebilir. Bir yerde arsa ve imar süreçleri ana kısıt olabilir. Başka bir yerde finansman, işgücü, altyapı, tedarik zinciri veya kurumlar arası koordinasyon öne çıkabilir. Bazı yerlerde geçici barınmadan kalıcı yaşama geçişin sosyal boyutu belirleyici hale gelebilir.

Ama TOC açısından önemli olan şudur: Ana kısıtı doğru tanımlamadan çözüm üretmeye çalışmak, sistemi iyileştirmek yerine daha karmaşık hale getirebilir.

Ana kısıt ruhsat ve onay süreçlerindeyse, sadece daha fazla finansman beklenen hızı yaratmayabilir. Ana kısıt işgücündeyse, daha fazla proje ilan etmek yeterli olmayabilir. Ana kısıt altyapı hazırlığındaysa, konut üretim kapasitesini artırmak sahada yeni beklemeler doğurabilir. Ana kısıt koordinasyondaysa, her kurumun kendi işini iyi yapması bile sistem sonucunu iyileştirmeyebilir.

Bu nedenle temel soru şudur:

Sistemi bugün en çok sınırlayan kısıt üzerinde tüm paydaşlar hizalanmış durumda mı?

Stratejik akıl ve operasyonel kas

Kitapta beğendiğim diğer bir ayrım, çekirdek ekip ile uygulama ekiplerinin ayrılmasıdır. Çekirdek ekip küçük, yetkili ve sistem bakışı olan bir ekip olarak “ne değişmeli ve neden?” sorularına odaklanır. Uygulama ekipleri ise sahada “nasıl ve ne zaman?” sorularını çözer.

Kamu projelerinde çoğu zaman strateji, koordinasyon ve uygulama iç içe geçer. Büyük toplantılar yapılır; herkes hem strateji konuşur hem operasyonel detaylara girer. Sonuçta karar netleşmeyebilir, sorumluluk dağılabilir, ilerleme yavaşlayabilir.

Bu açıdan Barnard’ın önerisi sade ama güçlüdür: Stratejik akıl ile operasyonel kası karıştırma.

Sonuç: Her şeyi değil, doğru şeyi iyileştirmek

Bu kitaptan benim çıkardığım ana ders şu oldu:

Barınma krizi, yüzlerce problemi aynı anda çözmeye çalışarak değil; sistemi bugün en çok sınırlayan kısıtı bulup, tüm paydaşları bu kısıt üzerinde hizalayarak aşılabilir.

Bu cümle basit görünebilir, ama uygulaması zordur. Çünkü her kurum kendi önceliğini önemli görür. Her paydaş kendi sorununun merkeze alınmasını ister. Herkes çözüm listesine kendi maddesini eklemek ister.

Kısıtlar Teorisi bu dağınıklığa karşı bir odak disiplini önerir:

Tek hedefte hizalan.
Tek kısıtı bul.
Kısıtı kaldıracak yeniliği geliştir.
Kısa ve sıralı bir plan yap.
Doğru ekiplerle uygula.
Sonra bir sonraki kısıta geç.

Türkiye’nin deprem sonrası barınma meselesinde de belki sormamız gereken soru budur:

Her şeyi aynı anda mı iyileştirmeye çalışıyoruz, yoksa sistemi bugün gerçekten sınırlayan kısıta mı odaklanıyoruz?

Krizden çıkış her zaman daha fazla kaynakla başlamayabilir. Bazen daha net bir hedef, daha doğru bir kısıt ve daha odaklı bir sistem aklıyla başlar.

14 Aralık 2025 Pazar

Apparel Myths

Over the last weeks, I shared 18 short posts on LinkedIn about the most common myths in apparel production – beliefs that sound logical on the surface, but quietly destroy throughput, quality, and credibility on the shop floor. 

Each post is a small piece of the puzzle. Together, they show how factories can move from rule-of-thumb thinking (“add more people”, “start earlier”, “more inspectors”) to system thinking: flow, buffers, bottlenecks, and better use of people and technology.

Below you can find the full series, grouped into two parts.


Part I – Line & Efficiency Myths (1–10)

These myths live inside cutting and sewing lines. They push managers to fight symptoms instead of managing flow and bottlenecks.


Part II – Quality, Compliance & Sustainability Myths (11–18)

These myths live in quality rooms, audit checklists and PowerPoint decks – and often block factories from turning good intentions into real performance.


The Bigger Picture

Across these 18 myths, one pattern keeps repeating:

Factories often work harder instead of working smarter on flow, buffers, quality at source, and aligned incentives.

When we challenge these myths, we open the door to:

  • Higher RFT with smaller repair teams,

  • more stable on-time delivery without permanent overtime,

  • technical and social compliance that supports the business instead of just ticking boxes.

If you are a factory owner, IE, quality manager or a buying office working with suppliers in Egypt or similar environments, you may recognize parts of your daily reality in these myths. 

Feel free to reach out if you want to turn them into an improvement roadmap for your own operations.

4 Kasım 2025 Salı

Japonya 4 - Mühendis gözüyle Japonya



Sayga Tur ve Burak Kan-Gurukafa tam bir deneyim turuydu. Çeşitli restaurantlarda, önceden rezervasyon yapılmasının kolaylığıyla, set menü rahatlığıyla ve gelenekselden alışılmış batı tarzına kadar çeşit içeren geniş aralığıyla gurmeydi. Ayrıca kimono, çay seremonisi, samuray kılıç dersi gibi ayrıntılarla gelenekseldi. Üstelik Shinkansen, metro, Shibuya geçidi gibi moderndi. Dahası sorduğumuz tuhaf sorulara cevap verildi, konum atanlara uygun bar önerildi, xx marka krem soranlara uygun mağaza tavsiye edildi, merak edenlere rayiç fiyat bile söylendi... 20 kişilik ekip dağınık başladık, önce İnek Obası moduna girdik, sonunda Samuray İdman Yurdu olarak mezun olduk :))

Ülkede daha önce yaşanan bir terör eylemi nedeniyle çöp kutuları kaldırılmış, sokaklarda çöp kovası yok, herkes yanında bir poşet taşıyor, çöp biriktiriyor, uygun bir yerde çöplerini atıyor. Uygun yerler umumi tuvaletler, restaurantlar, FamilyMart-SevenEleven mağazaları gibi çeşitleniyor.

Yürürken yemek yenmiyor, içecek tüketilmiyor. Belirlenen küçücük gaz odaları dışında sigara açık havada dahi içilmiyor.

Yaya geçitlerinde ışıklı ikaza ek olarak sesli ikaz var. İki çeşit kuş sesi melodisi var; birincisi kuzey-güney hattında, ikincisi doğu-batı hattında geçtiğini ifade ediyor. Trafik, İngiltere'deki gibi tersten akıyor. Daha çok yerli markalar gördüm ama modeller Türkiye'de alışık olduklarımız gibi değil, daha küçük versiyonlar var. Otopark sorunu burada da var.

Gece lojistiği var, ürünler mağaza bazında önceden hazırlamış, barkodlanmış, katlanabilir plastik kasalar ile taşınıyor. Tüm ara nakliye araçları küçük boy ve neredeyse tamamı elektrikli. FamilyMart, SevenEleven mağazalarının bir çok şubesi 24 saat açık. Bunlar can simidi gibi: Tuvalet, çöp kutusu, ATM, kahve, sandviç, mikrodalgayla yerinde ısıtabileceğiniz yemek çeşitleri, alkol, içecek, kıvır zıvır... Her köşe başında...


Taksiler siyah ve yüksek tavanlı, şoförler takım elbiseli, bazıları eldiven takıyor, çoğunda maske var, ara bölmeyle şoför kabini ayrılmış, bagajda şemsiye taşıma aparatı var, kapılar otomatik açılıyor, kredi kartı kabul ediyor, İstanbul tarifesi gibi-ucuz sayılmaz. Soğuk lojistikte köpük kaplar kullanıyor, üst üste geçirilebiliyor, en üste şeffaf plastik kapak takarak içini sergiliyor.


Kablolar yukarıda, kötü görünüyor ancak Japonya'nın genelinde "çalıştığı sürece dokunma" tavrı var, masrafa gerek yok diyorlar, deprem riskini gözeterek, kontrol-onarım kolaylığını dikkate alarak kabloları yukarıda bırakıyorlar. Dar sokaklara vinç sokmak zorunda kalmamak için direklere tırmanma basamakları eklemişler, yetkisiz çıkışları önlemek için en alt basamağı vidalı yapıp teknisyenlere vermişler.


Tokyo'da evler 15metrekare. Gençler 18 yaşında evden çıkıp hayata atılıyorlar, part time iş bulup çalışıyorlar/okuyorlar. Hayat Japonlara zor, mesai saatleriyle sınırlı olmayan bir çalışma kültürü var. Alkol eşikleri düşük, çabuk sarhoş oluyorlar, son metroyu kaçırınca sokakta yatmak normal karşılanıyor. Pencerelerdeki kırmızı üçgen etiketler itfaiyenin giriş yapacağı yerleri gösteriyor. Süslü logar kapakları itfaiye için hidrant anlamına geliyor. Asfaltta yama yok, her yer sahiden tertemiz.


Vending makinasında üst sıra sıcak içecekler, alt sıralar soğuk içecekler ve para üstünü kuruşu kuruşuna veriyor. Ortadaki her türlü medyadan okuyarak fotoğaf tab eden bir otomat. Sondaki RFID etiekteli ürünleri sepetten okuyarak ödemeyi alan, fiş ve para üstü veren Uniqlo kasası. ATM lerde kahve bardağı yeri, poşet askısı, şemsiye dayanağı gibi detaylar var. Yaklaşınca canlanan sesli servis seçeneği var.


Binaların dışındaki su giderlerinin klape aralığı "eşit", tuhaf bir düzen-detay takıntısı var. Yoldaki dubalarla bir yeri çevirmek için hazır kılavuzlar kullanıyor, mesafeler eşit. İnşaatların tamamı perdeyle saklanmış, toz-kir-gürültü azaltılmış, dijital göstergelerle izin verilen azami gürültü limiti ve anlık ölçülen gürültü düzeyi gösteriliyor. İSG kurallarına tam riayet ediliyor. Bazı yerlerde yaşlı görevliler var, karşıya geçişleri veya inşaat önü emniyetini düzenliyorlar, gönüllü çalışanlar oldukları söylendi.


Meşhur Shubiya yaya geçidinin olduğu bölgede belediye tasarımcılara yarışma açarak tuvalet tasarlatmış. Perfect Days filmindeki tuvaleti gördük.  Geçide bitişik bir meydana, yine fimi çekilen, 12 sene sahibini bekleyen köpek Hachiku için heykel dikilmiş. Elektrikli araçlarla kimi zaman ışıklı/sesli ring dönen mobil reklam uygulaması var.

 

Gidonları değmeden dar alana daha çok bisiklet park edebilmek için yükseltili rampalar var. İki katlı yapılanı da gördüm. Bisiklet yaygın, bisiklet yolları yaygın ve kullanılıyor. Çanta-çocuk-köpek gezdirecek ilaveler var, otomatik vitesli bisikletler kullanılıyor. Çocuk yapmayan Japonlar köpeklere çocuk ilgisi gösteriyor, giydiriyorlar, gezdiriyorlar...

 

Bazı benzin istasyonlarında yakıt depoları arkada, benzin pompaları tavandan sarkıyor, daha dar alana sığmak mümkün olmuş. Turistik çekçekler hala var, otoparkta bekliyor :) Yürüyen merdivenlerde el bandıyla-merdiven akuplesi güzel yapılmış, eliniz sizden önce değil, sizinle birlikte yukarı çıkıyor.


Yine filmi çekilen/ilham veren (Kill Bill) kulüpte bir gece yemek yedik, şahaneydi. Nüfusu artmayan Japonya'da halk göçmenlere tepkili olduğu halde mecburen Hint-Pakistan asıllı elemanlar çalışmaya başlamış. Ortama uyum sağlamış gibiler, her gelen ve her giden ziyaretçide hep beraber bağrışmaları hareket getiriyor.


Meşhur wagyu et, Kobe beef için şehir efsanesinin aksine "gezen sığır" vurgusu var, bilgilendirme mecrası erkek tuvaleti :))) Asahi, Sapparo, Super Dry biralar güzel. Mekanda biralar yaklaşık 300TL fiyatlı. Japonlar büyük baş hayvan besiciliğini "et besiciliği" olarak ele alıp, iyileştirmişler. Etin verim ve görünümüne göre kalite derecelendirmesi var. Süt besiciliği olmadığı için süt ürünleri pek bulunmuyor, dolayısıyla pizza burada lüks yemek kabul ediliyor!


Tempura adıyla kızartmalar şahane; ahtapot, yengeç, tavuk, ... gırla gidiyor; yanında birayla güzel sokak lezzeti kaçamağı. Sushi, Türkiye'de sık gördüğümüz philadelphia roll, california roll gibi evcil değil, bildiğiniz çiğ balık (sashimi), kimi zaman pirinç lapası olmadan servis ediliyor. Alışık olmayanlar için zor öğün... Wagyu yediğimiz bir mekanda şef masaya gelip yemeği hazırladı, 40 yıldır bu işi yapıyormuş, etkileyici bir deneyimdi.





Japonya 3 - Tokyo

İşte şimdi Japonya'ya geldiğimi anladım! Modern Japonya! Çok katlı şehir... Otoyollar, metrolar, yaya geçitleri, suni adalara geçiş veren tüneller-köprüler.... her şey çok katlı! İnsanın başını döndüren, kimi zaman ufuk çizgisini hatta gökyüzünü kaybettiğiniz devasa bir metropol. İlginç şekilde tam nizami araba süren Japonlar, yolun aynı tarafında yürüyen Japonlar ve fevkalade uyumsuz turistler :)) Sevmemelerine şaşırmamak lazım.

Villa Fontaine Tokyo Shiodome otelde kaldık, konforlu ve merkezi bir yer. Very :) Happy Hour tüm ekip için büyük eğlence oldu, Amerikalı ve Avustralyalı turistlerle kaynaştık :)) 

Tokyo Tower bir özelliği yok aslında ama turistik hale getirmeyi başarmışlar.


Tsukuji balık pazarı perakende çalışıyor, toptan olanını daha endüstriyel olarak organize ederek suni adaya taşımışlar. Turist dolu, neredeyse Japon yok.. Elektronik alışverişi için Yodabashi çok katlı mağaza heyecan verici bir yer. Teamlab Planets Museum değişik bir deneyim, dijitalle etkileşim var, içeride yönlendirme zayıf ama fiziksel aktivite gerektiren ilginç seçenekler sunuyor.


Asakusa tapınak ziyaret ettik, otomatik makinadan fal baktırdık, amacımıza uygun Şinto muska aldık :)) Samuray kılıç dersi çok eğlenceliydi, kostümlüydü, Türkçe açıklamalı başladı, bir senaryo dahilinde 3 düşmanımızı öldürdük. Shibuya geçitteki halimize yoldan geçen otobüslerdekiler bile güldü :)) Yeşil yanınca koşmaya başlayanlar yarıya gelince durup tuhaf bir sevinç gösterisiyle foto çektirip geldikleri yöne tekrar koşuyor!!! Burak çok yardımcı oldu, hep taktik veriyor, doğru yeri buluyor, çok iyiydi. Ginza caddede alışverişe gittik, hafta sonu trafiğe kapatılıyormuş. Malum 12 katlı UniQlo mağazayı gördük. Cadılar Bayramı nedeniyle kapatılan Hachiku (12 yıl boyunca sahibini bekleyen, filmi çekilen köpek) heykeline ertesi gün gidip bakan arkadaşlarımız oldu. Bıçak burada el sanatının özgün örneği, ustalık işi, çok pahalı, bagajda getirilebiliyor. Viski gurmesi değilseniz Yamazaki gibi ultra örneklere gerek yok.

 



3 Kasım 2025 Pazartesi

Japonya 2 -Kyoto ve Fuji Dağı


Kyoto ikinci başkentmiş. Burak anlatıyor :) Tokyo şehir adıyla ola harf benzerliğinin bir özelliği yokmuş. Tokyo, coğrafi olarak Kyoto'nun doğusunda kaldığı için Japonca isimlendirmesi "Doğudaki başkent" anlamına gelen Tokyo olmuş. Geleneksel dokusunu koruyor. Henüz uçan arabalar, dijital Japonlar falan görmedim :)

Gracery Kyoto Sanjo otelinde kaldık, yeri fevkalade merkeziydi.

Bugün tapınak ziyaretine gittiğimizde önce kimono giydik. Erkekler ve kadınlar kendilerine ayrılan reyonlardan birer kimono beğeniyorlar ve soyunma odasına giriyorlar. Yaşlı-tecrübeli bir teyze içlik giymemizi istiyor, önce korse kıvamında bir kuşak, sonra birinci kat astar, üzerine seçtiğimiz kimono özenle giydiriliyor. Son aşamada bel kuşağı ve aksesuarlar tamamlanıyor. Hızınızı alamadıysanız samuray kılıcı, kağıt şemsiye gibi aksesuarları ilave ücretle kiralayabiliyorsunuz. Parmak arasına uygun kese tarzı çorap ve parmak arası terlikle dışarı çıkmaya hazırsınız.


Tapınak ziyaretlerinde rehberiniz size Şinto-Budist tapınak ve öğreti hakkında bilgi veriyor. Dönüşte matcha (yeşil çay diye biliniyor ama bizim kınaya benziyor) çayı seremonisine katılıyoruz. Standart Japon oturuşu uzun süren seremoni boyunca hepimize zor geliyor, kısmen yayılıyoruz. Japon usulü hazırlandığında matcha çayı bence fena değildi.


Bambu ormanı sessiz ve huzur dolu, ince uzun ağaç gövdeleri arasında kaybolmuş hissi veriyor. Peşinden gelen altın tapınak bir zamanlar ne büyük bir zenginliğin ne kadar değersiz görüldüğüne, bir ortamın nasıl oluşturulduğuna dair ipuçları taşıyor. Ölülerini yakıyorlar, külleri aynı aile mezarlığına yerleştiriliyor, her yeni gelen için ince bir çubuğa ismi-ölüm tarihi yazılıp mezara ekleniyor.

 

Geyşalık bir meslek, sanıldığı gibi cinsel içeriği yok. Bir evde yaşıyorlar, kurallara tabi bir hayat sürüyorlar, eğitim alıyorlar, evin sahibine "anne" deniliyor, sponsorlardan-faaliyetlerden elde ettiği gelirle evi açık tutuyor. Geyşalar evlenmiyor, Kyoto'da onlara Geiko ve çıraklarına Maiko deniliyor. İşleri itibarlı misafirler için yemek davetlerinde  ev sahipliği yapmak, geleneksel Japon müziğiyle şarkı söylemek/dans etmek/basit refleks oyunlarıyla eğlenceli ortam sunmak şeklindeymiş. Origami, ıslak kağıtla yapıldığında daha hassas katlamalar mümkün oluyormuş, renkli kağıtlarla birlikte çalışıldığında güzel ürünler çıkıyor, sergilemişler. Japon ev ortamında orta avluda zen bahçesi var.

 

Metroyla Inari tapınağına gittik. Metro bambaşka bir deneyim, Sayga Tur her birimize IC Card (Istanbul Kart gibi)  hazırlamış, içlerine para yüklemiş, koşa koşa binip koşa koşa indik :) Inari Şinto tapınağı, bağış sahipleri için yüzlerce Tori hazırlanmış, kırmızı renkte, önden bakıldığında hepsi aynı, arkadan bakıldığında ayaklar üzerinde bağışçıların isimleri kazılmış. Şinto ve Budist tapınaklarında tütsü-arınma ile giriş sessizlik gibi ritüel motifler korunmuş ama turist eğlencesine (uzaktan kase içine para atacaksın, girerse dileğin gerçek olacak; para atarsan bugünkü falını yazılı olarak teslim alabilirsin; para atarak dua edebilirsin; ...) yer verilmiş. Her birinde hediyelik eşya, sokak lezzeti satışı var.

 

Japon hızlı trenine Shinkansen deniliyor, sahiden 300km hıza ulaşıyor ve içeride ivmeden dolayı rahatsızlık duymuyorsunuz. Aynı rayda ileri ve geri gidiyor, 16 vagonla manevra yapması zaten zor olurdu :) Fazla bagajınız varsa bagaj yeri satın almanız gerekiyor, koltuklar 2+3 formatında, birer pedal eklenmiş, basarak ileri-geri döndürebiliyorsunuz.

  

  

Fuji Dağı Kami olarak anılan önemli bir figür. Etkileyici görünüyor, sönmüş volkan. Etrafında göller var, seyir teraslarından foto çekiliyor, hediyelik eşya satışı var.