16 Ağustos 2020 Pazar

Çorum' da haftasonu....

 
Önce Pazar günüyle başlayacağım. Bu sefer g e r ç e k t e n  uçtum, hem de 900 metre yükseğe, motorsuz, paraglide ile! Olağanüstüydü, pilot Serdar Saçtı (05458658808) çok nazik, bilgili, güven veren ve iyiydi. Hata yaptığımda bile durumu tolere etti, bana bu işi sevdirdi. Bir ara yönlendirme iplerini tutmama izin verdi, rüzgarları, bulutları, kuşların kanat çırpmadan uçuşlarını, göçmen kuşların binlerce kilometrelik yola nasıl dayandıklarını anlattı. Çok rahat bir uçuştu, Mercimek Tepesi / Turhal / Tokat' tan havalandık, yol üzerinde düğün kutlaması yapan iki ailenin yanına konuverdik. İniş beklenmedik ölçüde konforluydu. Hava şartlarını uygun bulmayınca Serdar Bey diğer uçuşu iptal etti. Hararetle tavsiye ederim.

 

Buradan Ballıca Mağarası, Pazar, Tokat' a gittim. Astım ve KOAH hastaları için tedavi edici olduğu bilinen 80 metre derine giden bir mağara. Çok ziyaretçi vardı, çoğu yaşlıydı. Yol üstünde Mahperi Hatun Kervansarayını da ziyaret ettim, açık hava pazarı ve düğün salonuna dönmüş.

 

Buradan da ata binmek için Tokat'a gittim. Sahiden binebilenle benim aramdaki derin farka takıldım. Hobi olarak at besleyen insanları görünce Şampiyon filmini anımsadım. Hediyeliklerimi alıp Çorum'a döndüm.


Şehirde büyümüş bir çocuk olarak köy hayatına ne kadar uzak olduğumu Cumartesi günü Çorum'un Çeşmeören köyüne davet edildiğimde üzülerek fark ettim. Markette görüp doğal halinin neye benzediğini bilmediğim semizotu, hıyar, patlıcan, soğan, fasulye, domates, mısır, karpuz, kavun, sivri biber, dolmalık biberi dalında gördüm, tazecik kopardım. Tarlasından mısır kesip mangalda közledik. Tahta parçalarını yakarak semaverde çay hazırladık, araba farıyla aydınlatarak çay keyfi yaptık. Traktör sürdüm, dilek feneri uçurduk. Geç saate kalmasaydım ata binecektim, inek sağacaktım, ATV ile tarlada gezebilecektim. Davet eden Arslan Torun (05356640210) son derece misafirperver, çok hoş sohbet bir emlakçı, mutlaka tanışın derim, 14 yaşındaki oğlu Şevki şimdiden çiftçi olmuş, 73 yaşındaki babası Şevki Amca hala çalışıyor, son iki dönemin köy muhtarı, şen biraderiyle birlikte çok eğlenceliler. 

9 Ağustos 2020 Pazar

Yörük Köyü

  

İnebolu benim için özel bir yer. 
** Türkiye' de güneşin denizden doğup denize battığı tek yer :)
** İstiklal yoluyla 3 sene gece gündüz, yaz kış, genç yaşlı, kadın erkek cephane nakli var!
** Ersizlerdere adında bir belde var, bu beldeden Kurtuluş Savaşına katılan erkeklerin maalesef hiçbiri geri dönememiş, köy ERkekSİZ kalmış, ismini buradan almış..

İnebolu 'dan İstanbul' a dönerken Kastamonu-Araç ile Safranbolu arasında Yörük Köyünde mola verdim. Bozkırın ortasında yapayalnız bir Bektaşi Köyü. Köy Üniversite gözetiminde koruma altına alınmış. İnsanların ölmeyi bekledikleri, sessiz, huzurlu, serin, sakin türden bir yer. Binalar eski, çoğunun üzerinde "dikkat yıkılabilir" uyarısı var. 

Leyla Gencer, Cemil İpekçi bu köyün çocuklarıymış! Cumhuriyetin köylere kadar uzanan etkisi!!

Burada geometrisiyle dikkat çeken bir çamaşırhane var. 12 imama atfen düzgün onikigen formunda yapılmış. bir yarısının zemininde seviye diğer yarısına göre yükseltilmiş; böylece kısa boylu kadınlar alçak tarafta ve uzun boylu olanlar yüksek tarafta çamaşır yıkayabilmişler. Aynı anda 12 kadın çamaşır yıkarken, ortaya doğru verilen eğim sayesinde kirli sular birbirine karışmadan ortadaki deliğe akıyormuş.
Çamaşır taşa yatırılıyor, deterjan niyetine kül kullanılıyor, arkadaki 3 boy (ihtiyaca göre) kazanda ısıtılan suyla köpürtülüyor ve taşın üzerindeki tokmakla dövülerek yıkanıyormuş.
  
Dağdan taze kaynak suyu sağdaki gibi künk borularla getirilmiş, çamaşırhane girişinde soldaki delikli taş marifetiyle değişik boylardaki (ihtiyaca göre) kurnalara dağıtılmış. Havalandırma için cereyan yapmaması için tek tarafa ve ısınan havanın yükseleceğini düşünerek (aynı zamanda kedi-köpek-böcek girişini zorlaştırarak) çatıya yakın bir yer düşünülmüş. 

2 günlük bir şenlikleri var, köy eşrafından olmak şartıyla kim masraflar için sponsor olursa o senenin Yörük Ağası oluyor, bazıları HanımAğa :)

Bir de konak gezdim, Safranbolu tarzında Harem-selamlık-avlu-cumba tam tekmil.. 
      

  

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Çorum Turu, 2020


Mustafa Kemal'in "Tarihini bilmeden toprak, vatan olmaz" vecizesi müze duvarında okunuyor.

Kısıtlı ekonomik olanaklara rağmen buraya kaynak ayrılmış, bulunan en özgün parçalar Ankara /  Anadolu Medeniyetleri Müzesine, ikincil olanlar Çorum Müzesine, diğerleri Alacahöyük - Boğazköy Müzelerine yerleştirilmiş.

Buradan Hititlerin başkenti Hattuşa' ya gidiyorum. Çok sayıda medeniyetin kesiştiği ancak en belirgin izlerin Hititlilere ait olduğu bir yöre.
İçerisinde arabayla gezilen 6 kilometrelik bir yol boyuna şehrin kapılarını, mabetlerini, pazar yerini gezebiliyorsunuz. Haritayla takip ediliyor, aydınlatıcı bilgiler panolarda Türkçe - İngilizce - Almanca olarak verilmiş. Asurlu tacirlerin mallarını sattığı pazar yerine Asur dilinde KARUM denilirmiş, bugün AVM adı olarak rastlıyoruz, tarihteki ilk AVM yi burada gördüm :) 
   

 

Şehrin iç kısmı çayır gibi görünüyor ancak kaçış ve/veya tören için düzenlenmiş bir tünelle ormanlık alana çıkılıyor. Harç kullanmadan, yap-işlet-devret olmadan ücretsiz tünel yapmışlar, 70 metre uzunluğunda ve Mısırlılarla sadece savaşmakla kalmayıp uygarlıklarından esinlendiklerini gösterecek şekilde piramit oluşturmuşlar. Savaş arabaları, zırhlar, strateji derken önemli bir güç haline gelmişler. Hattuşa bin tanrılı şehir anlamındaymış, savaşarak işgal ettikleri yerlerde hangi tanrılar varsa benimseyerek kendi tanrılarının arasına koymuşlar, böylece yeni topluluklarda "kabullenme" kolaylığı sağlanmış, sadakat yaratılmış.

Çok yakınında açık hava mabed ve tören yeri olan Yazılıkaya var, tarihte bahar bayramı olarak bilinen Hıdrellez-Nevruzun ilk kutlandığı yermiş. Kayaların üzerine 12 ayı temsil eden 12 asker, tanrıları ve kralları temsil eden figürler kazılmış. Güneş Kursu tören alayının önünde ses çıkartacak şekilde sallanarak yürünürmüş, kurs güneşten gelen hayatı, etrafındaki figürler doğadaki doğal çoğalmayı-bereketi, iki yanındaki boğa boynuzları ilahi gücü simgelermiş. 


En yakın müze Boğazköy'deydi. Ferah ve modern bir görünümü vardı Berlin' den iade alınan orjinal sfenksler burada sergileniyor. Kadeş anlaşması, evlilik akidleri o dönemin iki hanedanı arasındaki mektuplaşmalar, çivi yazısı kalemi, tableti gibi ilginç ayrıntılar var.

Tekrar yoldayım, Çorum'a dönüyorum, aklımda "bunu Çorumlu yapmaz" esprisi var, derken bir yol kenarı panosunda web linkine rastlıyorum. Maalesef olumsuz bir çağrışımı olan bu deyişin hikayesi aslında anlamlı, bunun için bir web sitesi ve iki adet kısa video bile var.

Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdulaziz’in, 1860’lı yıllarda Kafkasya’daki soykırımdan kaçan ve bir kısmı Çorum’a yerleşen Çerkesler için yaptıklarına karşılık gönderdiği parayı “Onlar bizim kardeşimiz” diye geri gönderen Çorumlular için gazetede teşekkürname yayınlatmasıdır. Çorum halkının 154 yıl önce Çerkeslerle başlayan ve günümüzde de özellikle Irak ve Suriye’den gelen göçmenlere yardım elini uzatmasıyla devam eden bir süreçtir.


Bir diğer eğlenceli Çorum hikayesi de "dünyanın merkezi" olmakla ilgili. Nasrettin Hocanın bir meseline atıfla "inanmayan ölçsün" diyorlar.

Leblebisini de anmadan geçmeyeyim. 3.nesil cafeleri, havalı restoranları, yamaç paraşütü, ATV kiralaması, trekking parkurları, İncesu kanyonu, huzurlu camileri ve leziz mutfağıyla akılda kalan bir şehir.. Az bilinen diğer bir yanı da Orta Anadolu'da küçük sanayi için oldukça ciddi bir nokta olmasıdır.

Son olarak Çorum Müzesine gidiyorum. Dışı eski mimari, içi ferah ve modern bir müze, sesli rehber virüsün gazabına uğramış, özellikle etnoğrafya salonunu beğendim. Açık hava sergideki Hıristiyan Bizans izleri burada sadece Hititlerin değil, İslam-Hıristiyan kültürlerin de olduğunu hatırlatıyor. Sütun başlarındaki gamalı haçlar bu sembolün Nazi-Hitler'den çok önce bilindiğini gösteriyor.