12 Ekim 2023 Perşembe

Ekonomiler Büyümek zorunda mı? / Ekim 2023 / Satınalma Dergisi sayı 130

Görselleri içeren yayınlanmış yazıya bakabilirsiniz. Sürdürülebilirlik konusundaki ortak payda Birleşmiş Milletlerin Küresel Kalkınma Amaçları (UNSDG) gibi görünüyor. 

Ancak Gezegenin Sınırları (Planetary Boundaries)  kavramı bugün giderek bozulan insan-gezegen dengesini daha iyi vurguluyor.

SDG8-İnsana yakışır iş ve ekonomik büyüme amacını karşılamak için ekonominin büyümesi, büyümek için daha fazla üretmesi ve tüketmesi gerekiyor. Oysa UNSDG12-Sorumlu üretim ve tüketim amacında da daha az kaynak kullanımı, dolayısıyla daha az tüketim yani daha az üretim isteniyor. Geri dönüşümlü malzemeyle doğal kaynak kullanmadan üretim yapılabilse dahi, kalitenin korunması için entropi kanunu gereği olarak her seferinde “sıfır” hammadde ilavesi gerekecek, yine emisyon – atık oluşacaktır.  

Küresel ölçekte, her ülkede, ekonomik büyüme birinci önceliktir!

   

1968 yılında Robert F. Kennedy özetle “GDP (Gross Domestic Product, GSYİH-Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) bizi biz yapan değerleri dikkate almıyor” demiştir. GDP ile malzeme kullanım ve enerji tüketimleri paralel seyretmesine rağmen GPI (Genuine Progress Indicator, iyilik hali endikatörü) olumsuz etkilenmektedir.

Yoksulluğun giderilmesi için ekonomik büyümenin gerektiği iddia edilmektedir. Ancak GDP artışıyla ifade edilen ekonomik büyüme aslında gelir dağılımı adaletsizliğine yol açmaktadır. Jason Hickel “Yoksulluğun (kişi başına 5 USD/gün gelir) giderilmesi için GDP nin 175 katına çıkarılması gerektiğini ve bunun kaynak kullanımını da 175 kat artıracağını” söylemektedir.

Gelişmiş ülkelerin lehine önemli bir çarpıklık vardır. Gelişmenin bedeli olan kirlilik-iklim krizi vb sorunlar bugün tüm dünyaya mal edilmektedir. Bir yılda yenilenen kaynakların tüketildiği tarihi gösteren World Overshoot Days her sene daha da geriye gelmektedir. Dahası hiçbir ülkede sosyal ihtiyaçlar karşılanamamaktadır.  







Her şeye rağmen ekonomik büyüme istenmektedir!

Masum bir hedef gibi görünen %3 büyüme aslında 24 yılda iki katına ve 100 yılda 19 katına büyümek anlamına gelmektedir. Doğada hiçbir alanda bu ölçekte büyüme söz konusu değildir. Tek istisnası kanserdir ve kontrolsüz büyüme “ağır tedaviye” rağmen çoğu zaman ölümle sonuçlanmaktadır.

Dahası bu uğurda güvence John Kerry’ nin ifade ettiği gibi” henüz var olmayan teknolojilerdir”. Gerçekleşen bazı teknolojilerse henüz uygulanabilir-ölçeklenebilir halde değildir. Naomi Klein bu durumu “ekonomik sistemimiz doğayla savaş halindedir” şeklinde özetlemektedir. 

 



DEGROWTH akımı bu döngünün dışına çıkarak, homo sapiens’in gezegenle “barışmasını” öncelemektedir.

Degrowth  “aşırı tüketen ülkelerde, planlı-demokratik şekilde malzeme/ enerji tüketimini azaltarak küresel  iyilik ve adaleti sağlamak” tır.

Degrowth için iki aşamalı bir plan önerilmektedir:

Birinci aşama: İyilik halinin, ekonomik büyümeden ayrılması

·        Temel hizmetlerin sağlanması (eğitim, sağlık, toplu taşıma, barınma, gıda, enerji-su-internet için kotalı erişim)

·        Çalışma haftasının 3-4 güne düşürülerek mevcut işlerin paylaşılması (istihdam)

·        Yerel yönetim fonlamasıyla “isteyen herkese çalışma-iş garantisi” sağlanması

·        Çalışamayanlara veya çalışmak istemeyenlere asgari temel ücret verilmesi



İkinci aşama: Malzeme ve enerji tüketiminin azaltılması

·        Fosil yakıt, biftek, özel jetler, silahlar, tek kullanımlık ürünler, fast fashion, aşırı büyük konut inşaatları, ticari havayolları, uzun menzilli tedarik zincirleri gibi çevreye zararı olan endüstrilerin küçültülmesi

·        Planlı ürün ömrü (bilerek bozulması, güncellenmesi sağlanan ürünler) ve gıda atıklarının sona erdirilmesi

·        Reklamların iptal edilmesi

·        Sahiplik yerine “kullanım hakkına” geçilmesi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder